Kozlu'ndan Gelen Çağrı
12 Şubat 1988 Cuma gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.50 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Kocabaş, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Zonguldak'ta, kömür ocağının yer üstü tesisleri ve ocak ağzıydı. Lamba dairesinde yüzlerce karbür lambası numaralı kancalarda sıra sıra bekliyordu. Kömür tozuna bulanmış yağmur, tesisin çatılarından kapkara oluklar hâlinde akıyordu.
Şükrü Cömert, 56 yaşında, bir ocak şefiydi. O akşam herkes eski bir grizu kazasının yıl dönümü anması için maden ocağında toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; kalın, kır bir bıyığı vardı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Kocabaş, ilk bakışta olayın uykuda gelen sessiz bir ölüm gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.