Bir Telefon, Bir Ölüm
17 Ocak 1972 Pazartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Akçay duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Yeşilçam'da, Beyoğlu'ndaki bir film stüdyosunun setiydi. Kantinden gelen çay bardağı şıkırtıları, kurgu odasındaki makinenin hışırtısına karışıyordu. Duvarlarda afişler asılıydı: gözyaşı, intikam ve büyük aşk vaat eden kocaman harfler.
Hülya Kozan, 74 yaşında, bir film yapımcısıydı. O akşam herkes ünlü bir yönetmenin veda filminin çekimi için stüdyoda toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; kır saçlarını zarif bir şekilde kabartmıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
İnce, soğuk bir yağmur her şeyi gri bir tülle örtmüştü. Komiser Akçay, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.