Kötü Haber
22 Şubat 1995 Çarşamba. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Keskin duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Eskişehir'de, Odunpazarı'nda bir lületaşı atölyesiydi. Balmumu ve kaynayan cila kokusu, atölyenin her köşesine sinmişti. Tezgâhların üstünde yarım kalmış pipolar, oyulmuş sultan başları ve ince bıçaklar duruyordu.
Yaşar Hatipoğlu, 56 yaşında, bir lületaşı ustasıydı. O akşam herkes bir koleksiyoncunun ziyareti için atölyede toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; kalın, kır bir bıyığı vardı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Keskin, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.