Bir Telefon, Bir Ölüm
9 Şubat 1962 Cuma. Saat 22.30 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Koç idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Yalıda bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Boğaz kıyısında, Kandilli'de ahşap bir yalıydı. Rıhtıma vuran dalgaların sesi, koridordaki eski duvar saatinin tıkırtısına karışıyordu. Yosun ve ıslak ahşap kokusu, salondaki lavanta kokusunu bastırmaya çalışıyordu.
Hüseyin Alkan, 47 yaşında, tanınmış bir romancıydı. O akşam herkes vasiyetle ilgili bir aile toplantısı için yalıda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Yağmur, saatlerdir aynı inatla yağıyordu. Komiser Koç, ilk bakışta olayın içeri giren bir hırsızın işi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.