Bir Telefon, Bir Ölüm
24 Mart 1936 Salı. Dedektif, gaz lambası ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Atay duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Büyükada'da, çam ağaçları arasında beyaz ahşap bir köşktü. Aşağıda adanın ışıkları bir gerdanlık gibi kıyıyı sarıyor, martılar karanlıkta huzursuzca bağrışıyordu. Çam ağaçlarının reçine kokusu, denizden gelen tuzlu rüzgârla birlikte açık pencerelerden içeri doluyordu.
Münevver Aydemir, 70 yaşında, eski bir milletvekiliydi. O akşam herkes köşkün satışı için düzenlenen veda akşamı için köşkte toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Gece sakindi; fazla sakindi. Komiser Atay, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.