Kötü Haber
20 Ocak 1996 Cumartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Esen duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Ayvalık'ta, asırlık ağaçlarla çevrili bir zeytinlik çiftliğiydi. Uzakta Cunda'nın ışıkları denizin üstünde titriyor, cırcır böcekleri susmak bilmiyordu. Taş duvarların dibinde çuvallar, sepetler ve yarım kalmış bir hasadın telaşı duruyordu.
Emine Tezcan, 58 yaşında, bir emekli hâkimdi. O akşam herkes hasat sonu sofrası için çiftlikte toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; saçları kısa, erkeksi bir kesimdeydi. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Esen, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.