Bir Telefon, Bir Ölüm
21 Ekim 1994 Cuma. Saat 23.25 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Çakır idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Konakta bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Mardin'de, Mezopotamya ovasına bakan sarı taştan bir konaktı. Sarı taşın gündüzden kalan sıcaklığı kemerlerin altında hâlâ hissediliyordu. Taş oymalı pencerelerin dantel gibi gölgeleri, kandil ışığında duvarlarda kıpırdıyordu.
Ülker Ünal, 56 yaşında, bir halı tüccarıydı. O akşam herkes bir miras paylaşımı toplantısı için konakta toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; simsiyah saçlarını tek bir örgüyle arkaya atmıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Rüzgâr pencereleri zorluyor, kapıların altından ıslık çalıyordu. Komiser Çakır, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.