Kötü Haber
16 Ocak 1987 Cuma. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Ergin duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Bolu'da, Kartalkaya'da kara gömülmüş ahşap bir dağ eviydi. Tipi, dağ evinin çevresinde uluyor, pencereleri kar yığınlarının ardına gömüyordu. Çam ağaçlarının dalları karın ağırlığıyla eğilmiş, ara ara bir öbek kar boşluğa düşüyordu.
Hülya Tunalı, 64 yaşında, bir reklam ajansı sahibiydi. O akşam herkes bir şirket ortaklarının hafta sonu buluşması için dağ evinde toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; kır saçlarını zarif bir şekilde kabartmıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Tipi, dünyayı beyaz bir uğultunun içine hapsetmişti. Komiser Ergin, ilk bakışta olayın uykuda gelen sessiz bir ölüm gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.