Bir Telefon, Bir Ölüm
24 Aralık 1988 Cumartesi gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.50 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Çakır, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Uludağ'da, karla kaplı zirveye bakan bir kayak oteliydi. Dışarıda tipi uluyor, pencerelerin dibinde kar yığınları her saat biraz daha yükseliyordu. Teleferik halatları rüzgârda inliyor, pistlerin ışıkları kar perdesinin ardında bulanıklaşıyordu.
Ziya Bulut, 74 yaşında, Bursalı bir tekstil fabrikatörüydü. O akşam herkes yılbaşı balosu için otelde toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Tipi, dünyayı beyaz bir uğultunun içine hapsetmişti. Komiser Çakır, ilk bakışta olayın bir intihar gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.