Bir Telefon, Bir Ölüm
17 Eylül 1968 Salı gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.55 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Erbil, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Yeşilçam'da, Beyoğlu'ndaki bir film stüdyosunun setiydi. Duvarlarda afişler asılıydı: gözyaşı, intikam ve büyük aşk vaat eden kocaman harfler. Karton saray duvarlarının arkasında çıplak tahtalar, halatlar ve çivilerle tutturulmuş bir sahte dünya duruyordu.
Nihat Akgül, 51 yaşında, bir yönetmendi. O akşam herkes bir galanın provası için stüdyoda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; saçları şakaklarından dökülmeye başlamıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Erbil, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.