Konak'tan Gelen Çağrı
21 Mayıs 1947 Çarşamba gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.45 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Gürsoy, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri İzmir'de, Konak Meydanı'ndaki saat kulesi ve çevresindeki çarşıydı. Her çeyrek saatte çanın sesi meydanı doldurup sonra denize doğru uzaklaşıyordu. İmbat körfezden esip meydandaki palmiyeleri sallıyor, martılar kulenin çevresinde dönüp duruyordu.
Vildan Akın, 52 yaşında, bir Kemeraltı'nda kuyumcuydu. O akşam herkes saatçiler loncasının yıllık toplantısı için kulede toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçlarını bir eşarpla toplamıştı. Hiçbir borcu, hiçbir kırgınlığı unutmayan biriydi.
İnce, soğuk bir yağmur her şeyi gri bir tülle örtmüştü. Komiser Gürsoy, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.