Çukurcuma'dan Gelen Çağrı
13 Kasım 2025 Perşembe. Dedektif, led lamba ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Öztürk duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Çukurcuma'da, dar bir yokuştaki üç katlı bir antikacı dükkânıydı. Tavandan sarkan kristal avize, kapı her açıldığında tiz ve ürkek bir şıngırtı çıkarıyordu. Vitrinin önünde tekir bir kedi kıvrılmış, yokuştan geçen her adım sesine kulak kabartıyordu.
Ziya Karakaş, 59 yaşında, bir antikacıydı. O akşam herkes büyük bir müzayede öncesi değerleme gecesi için dükkânda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; kırlaşmış saçlarını özenle geriye taramıştı. Cömert ama hesapçı biri olarak tanınırdı.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Öztürk, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve cep defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.