Kötü Haber
16 Eylül 1976 Perşembe. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Başçavuş Evren duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Rize'de, Ayder Yaylası'nda ahşap bir yayla eviydi. Dere, gecenin içinde durmaksızın gürlüyor, söylenen her sözü yarısında yutuyordu. Sis, ladin ormanlarının arasından süzülüp yayla evlerinin tahta çatılarına çöküyordu.
Müzeyyen Tuncer, 52 yaşında, bir müteahhitti. O akşam herkes yayla şenliği için yayla evinde toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçlarını bir eşarpla toplamıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Ay, bulutsuz gökyüzünde soluk bir para gibi asılı duruyordu. Başçavuş Evren, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.