Bir Telefon, Bir Ölüm
8 Aralık 1984 Cumartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Başçavuş Uysal duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Kastamonu'nun dağ köylerinden birinde, çınar altındaki köy kahvesiydi. Duvardaki eski takvimin yaprakları sararmış, yanındaki radyo cızırtılı bir türkü çalıyordu. Dışarıda çınarın çıplak dalları rüzgârda inliyor, uzaklarda bir köpek havlıyordu.
Cahit Koç, 70 yaşında, bir köyün muhtarıydı. O akşam herkes bir kız isteme merasimi için köy kahvesinde toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Başçavuş Uysal, ilk bakışta olayın bir intihar gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.