Konyaaltı'ndan Gelen Çağrı
8 Mart 1994 Salı gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.30 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Durmaz, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Antalya'da, kapanış saatinden sonra karanlığa gömülen bir arkeoloji müzesiydi. Dışarıda palmiyeler Akdeniz rüzgârında hışırdıyor, dalgaların sesi falezlerden yükseliyordu. Lahitlerin kabartmalarında savaşan, ağlayan, dans eden figürler gölgelerin içinde kıpırdıyor gibiydi.
Gökhan Taş, 46 yaşında, bir restoratördü. O akşam herkes yıllık envanter sayımı için müzede toplanmıştı. Orta boylu, dimdik duran biriydi; simsiyah saçları briyantinle parlıyordu. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Durmaz, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.