Ulukışla'dan Gelen Çağrı
5 Eylül 1936 Cumartesi. Saat 22.35 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Uysal idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Trende bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Toros Ekspresi'nin Konya–Adana hattındaki yataklı vagonlarıydı. Lokomotifin buharı karlı ovanın üstünde beyaz bir yele gibi savruluyordu. Tekerleklerin raylarda çıkardığı düzenli ses, kompartımanların maun kaplamasında boğuk bir yankı bırakıyordu.
Selahattin Polat, 53 yaşında, emekli bir paşaydı. O akşam herkes bir şirket yönetiminin Adana'ya yolculuğu için trende toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçları şakaklarından dökülmeye başlamıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Gece sakindi; fazla sakindi. Komiser Uysal, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.