Cebeci'den Gelen Çağrı
15 Şubat 1997 Cumartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Kalkan duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Ankara'da, Cebeci'deki devlet konservatuvarının eski binasıydı. Kalorifer petekleri tıkırdıyor, pencerelerin dışında Cebeci'nin ayazı çıplak ağaçları dövüyordu. Reçine, toz ve eski nota kâğıdı kokusu bütün binaya sinmişti.
Selma Turan, 53 yaşında, bir besteciydi. O akşam herkes bir yarışmanın jüri toplantısı için konservatuvarda toplanmıştı. Orta boylu, dimdik duran biriydi; saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Komiser Kalkan, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.