Alsancak'tan Gelen Çağrı
9 Şubat 1996 Cuma gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 23.05 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Altun, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri İzmir'de, eski bir şehir tiyatrosunun sahnesi ve kulisleriydi. Kırmızı kadife perde inmiş, boş koltuklar karanlıkta sessiz bir seyirci gibi bekliyordu. Dışarıda Kordon'dan esen imbat, tiyatronun yan kapısını ara ara çarpıyordu.
Hasan Çakır, 73 yaşında, bir oyun yazarıydı. O akşam herkes perde indikten sonraki kutlama için tiyatroda toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; kırlaşmış saçlarını özenle geriye taramıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Tipi, dünyayı beyaz bir uğultunun içine hapsetmişti. Komiser Altun, ilk bakışta olayın kalp hastalığına bağlı doğal bir ölüm gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.