Bir Telefon, Bir Ölüm
23 Şubat 1998 Pazartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Gürsoy duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Sakarya'da, Sapanca Gölü kıyısında modern bir göl eviydi. Evin büyük camları karanlık gölü bir ayna gibi yansıtıyordu. Göl sisi ağaçların arasından süzülüp bahçeye yayılıyor, iskele ucundaki fener sisin içinde boğuluyordu.
Ayşe Kurtuluş, 68 yaşında, bir iş adamıydı. O akşam herkes ev sahibinin emeklilik partisi için göl evinde toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Tipi, dünyayı beyaz bir uğultunun içine hapsetmişti. Komiser Gürsoy, ilk bakışta olayın bir boğulma kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.