Kötü Haber
1 Ocak 1988 Cuma. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Akyol duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Denizli'de, Pamukkale travertenlerine bakan bir termal oteldi. Antik kentin yıkık sütunları tepenin üstünde karanlığa karşı nöbet tutuyordu. Bembeyaz travertenler ay ışığında donmuş bir şelale gibi parlıyordu.
Selahattin Polat, 62 yaşında, bir tekstil fabrikatörüydü. O akşam herkes bir ailenin evlilik yıl dönümü için otelde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Cömert ama hesapçı biri olarak tanınırdı.
İnce, soğuk bir yağmur her şeyi gri bir tülle örtmüştü. Komiser Akyol, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.