Kötü Haber
22 Nisan 1988 Cuma. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Yazıcı duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Denizli'de, Pamukkale travertenlerine bakan bir termal oteldi. Antik kentin yıkık sütunları tepenin üstünde karanlığa karşı nöbet tutuyordu. Havada hafif bir kükürt kokusu vardı; mermerler ılık ve kaygandı.
Nilüfer Bulut, 59 yaşında, bir kaplıca doktoruydu. O akşam herkes otelin yeni kanadının açılışı için otelde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Yazıcı, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.