Harran'dan Gelen Çağrı
19 Ekim 1994 Çarşamba gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.55 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Başçavuş Bilgin, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Şanlıurfa'da, tarih öncesi bir tapınağın kazısında kurulmuş arkeoloji kampıydı. Uzakta bir çakal uludu; kampın jeneratörü kesik kesik homurdandı. Bozkır rüzgârı çadırların bezlerini dövüyor, kazı alanının tozunu gökyüzüne savuruyordu.
Halit Hatipoğlu, 70 yaşında, bir antropologdu. O akşam herkes kazı sezonunun kapanışı için kampta toplanmıştı. Orta boylu, dimdik duran biriydi; saçları dağınık ve uzunca kalmıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Başçavuş Bilgin, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.