Bir Telefon, Bir Ölüm
17 Temmuz 1994 Pazar. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Velioğlu duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Kapalıçarşı'da, Kalpakçılar Caddesi'ndeki köklü bir kuyumcu dükkânı ve atölyesiydi. Vitrinlerdeki bilezikler, bekçinin fenerinden düşen ışıkta soğuk soğuk parlıyordu. Hanın avlusunda yaşlı bir çay ocakçısı, kapanmış dükkânların önünde son bardakları topluyordu.
Müzeyyen Ekinci, 61 yaşında, bir kuyumcuydu. O akşam herkes bayram öncesi stok sayımı için dükkânda toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; saçlarını bir eşarpla toplamıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Ay, bulutsuz gökyüzünde soluk bir para gibi asılı duruyordu. Komiser Velioğlu, ilk bakışta olayın bir intihar gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.