Bir Telefon, Bir Ölüm
6 Ocak 1966 Perşembe. Dedektif, sarı ampul ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Kurt duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri İstanbul'da, Nişantaşı'nda Art Deco tarzı bir apartmandı. Asansörün demir kapısı her açılışta keskin bir şıngırtı çıkarıyordu. Mermer merdiven boşluğunda kalorifer kazanının homurtusu yukarıya doğru tırmanıyordu.
Fahri Bayram, 62 yaşında, bir moda tasarımcısıydı. O akşam herkes ev sahiplerinden birinin veda kokteyli için apartmanda toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; saçları dağınık ve uzunca kalmıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Sert bir rüzgâr, gecenin bütün seslerini alıp götürüyordu. Komiser Kurt, ilk bakışta olayın bir intihar gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.