Kötü Haber
10 Nisan 1962 Salı. Dedektif, sarı ampul ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Kurt duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Mardin'de, Mezopotamya ovasına bakan sarı taştan bir konaktı. Mırra kahvesinin acı kokusu, avludaki nar ağacının dibine kadar yayılmıştı. Sarı taşın gündüzden kalan sıcaklığı kemerlerin altında hâlâ hissediliyordu.
Kâzım Tezcan, 48 yaşında, bir şarap üreticisiydi. O akşam herkes konağın restorasyonunun bitişini kutlama yemeği için konakta toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçları dağınık ve uzunca kalmıştı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Kalın bir sis, fenerlerin ışığını süt gibi bulandırıyordu. Komiser Kurt, ilk bakışta olayın içeri giren bir hırsızın işi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.