Mardin'den Gelen Çağrı
8 Haziran 1998 Pazartesi. Saat 23.25 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Arslan idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Konakta bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Mardin'de, Mezopotamya ovasına bakan sarı taştan bir konaktı. Mırra kahvesinin acı kokusu, avludaki nar ağacının dibine kadar yayılmıştı. Ova, gecenin içinde uçsuz bucaksız ve karanlık bir deniz gibi uzanıyordu.
Emine Bilgin, 66 yaşında, bir halı tüccarıydı. O akşam herkes konağın restorasyonunun bitişini kutlama yemeği için konakta toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; saçlarını bir eşarpla toplamıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Ay, bulutsuz gökyüzünde soluk bir para gibi asılı duruyordu. Komiser Arslan, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.