Bir Telefon, Bir Ölüm
18 Temmuz 1997 Cuma. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Gürsoy duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Aydın'da, Kuşadası'nda denize sıfır bir tatil köyüydü. Havuzun mavi ışıkları palmiyelerin gövdelerinde dalgalanıyordu. Amfi tiyatrodan son gösterinin müziği yükseliyor, ardından alkışlar ve kahkahalar geliyordu.
Nuri Bilgin, 67 yaşında, bir eğlence şefiydi. O akşam herkes bir şirketin bayi toplantısı için tatil köyünde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; kırlaşmış saçlarını özenle geriye taramıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Gürsoy, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.