Kastamonu'ndan Gelen Çağrı
4 Ekim 1969 Cumartesi. Dedektif, sarı ampul ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Başçavuş Bilgin duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Kastamonu'nun dağ köylerinden birinde, çınar altındaki köy kahvesiydi. Kahvenin sobasında meşe odunları çıtırdıyor, camların buğusu dışarıdaki karanlığı saklıyordu. Dışarıda çınarın çıplak dalları rüzgârda inliyor, uzaklarda bir köpek havlıyordu.
Gönül Varol, 66 yaşında, bir tütün eksperiydi. O akşam herkes muhtarlık seçiminin arifesi için köy kahvesinde toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; kır saçlarını zarif bir şekilde kabartmıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Yağmur, saatlerdir aynı inatla yağıyordu. Başçavuş Bilgin, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.