Harran'dan Gelen Çağrı
14 Mayıs 1998 Perşembe gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 23.15 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Başçavuş Yavuz, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Şanlıurfa'da, tarih öncesi bir tapınağın kazısında kurulmuş arkeoloji kampıydı. Yemek çadırında isot, tandır ekmeği ve sigara kokusu vardı. Uzakta bir çakal uludu; kampın jeneratörü kesik kesik homurdandı.
Behçet Mermer, 67 yaşında, bir arkeologdu. O akşam herkes sezonun en önemli buluntusunun basına duyurulacağı gece için kampta toplanmıştı. Orta boylu, dimdik duran biriydi; sinekkaydı tıraş olmuştu. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Kalın bir sis, fenerlerin ışığını süt gibi bulandırıyordu. Başçavuş Yavuz, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.