Bir Telefon, Bir Ölüm
4 Aralık 1947 Perşembe. Saat 22.25 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Taşkın idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Otelde bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Beyoğlu'nda, Haliç'e bakan Grand Pera adlı görkemli bir oteldi. Resepsiyonun arkasındaki pirinç anahtarlar, numaralı kancalarında hafifçe sallanıyordu. Lobide farklı dillerde fısıltılar, puro dumanı ve gramofondan yükselen bir fokstrot vardı.
Hüseyin Berker, 69 yaşında, yabancı bir gazeteciydi. O akşam herkes bir yabancı elçiliğin balosu için otelde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Rüzgâr pencereleri zorluyor, kapıların altından ıslık çalıyordu. Komiser Taşkın, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.