Kötü Haber
19 Ağustos 1947 Salı. Dedektif, idare lambası ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Kılıç duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Beyoğlu'nda, Haliç'e bakan Grand Pera adlı görkemli bir oteldi. Lobide farklı dillerde fısıltılar, puro dumanı ve gramofondan yükselen bir fokstrot vardı. Balo salonunun avizeleri, Haliç'in karanlık sularına bakan pencerelerde binlerce kez yansıyordu.
Refik Öztürk, 55 yaşında, bir otel müdürüydü. O akşam herkes şehre yeni gelen konuklar için verilen resepsiyon için otelde toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; simsiyah saçları briyantinle parlıyordu. Cömert ama hesapçı biri olarak tanınırdı.
Ay, bulutsuz gökyüzünde soluk bir para gibi asılı duruyordu. Komiser Kılıç, ilk bakışta olayın şeker hastalığından kaynaklanan bir kriz gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.