Tepebaşı'ndan Gelen Çağrı
10 Haziran 1936 Çarşamba. Dedektif, gaz lambası ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Saraç duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Beyoğlu'nda, Haliç'e bakan Grand Pera adlı görkemli bir oteldi. Balo salonunun avizeleri, Haliç'in karanlık sularına bakan pencerelerde binlerce kez yansıyordu. Resepsiyonun arkasındaki pirinç anahtarlar, numaralı kancalarında hafifçe sallanıyordu.
Ekrem Karakaş, 46 yaşında, bir otel müdürüydü. O akşam herkes bir anlaşma imzası öncesi akşam yemeği için otelde toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; simsiyah saçları briyantinle parlıyordu. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Saraç, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.