Bir Telefon, Bir Ölüm
1 Kasım 1987 Pazar. Saat 22.25 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Evren idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Sirk çadırında bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Mersin'de, sahil kenarına kurulmuş gezici bir sirkin çadırıydı. Talaş, at teri ve kızarmış mısır kokusu manejin çevresine sinmişti. Renkli ampullerden yapılmış bir kemer, sahile doğru uzanan yolu bayram yeri gibi aydınlatıyordu.
Haldun Ilıcak, 50 yaşında, bir trapez sanatçısıydı. O akşam herkes sirkin satılacağı söylentisinin konuşulduğu veda gecesi için sirk çadırında toplanmıştı. Geniş omuzlu, iri yarı biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Cömert ama hesapçı biri olarak tanınırdı.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Evren, ilk bakışta olayın bir düşme kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.