Bir Telefon, Bir Ölüm
28 Ağustos 1995 Pazartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Ilıcak duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Gaziantep'te, avlulu taş bir evde süren üç günlük bir düğündü. Avlunun ortasındaki dut ağacına asılmış renkli ampuller rüzgârda sallanıyordu. Davul zurnanın sesi taş duvarlara çarpıp sokak sokak yankılanıyordu.
Cahit Baysal, 70 yaşında, bir bakırcı esnafıydı. O akşam herkes oğlan evinin kına gecesi için düğün evinde toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; saçları şakaklarından dökülmeye başlamıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Ilıcak, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.