Bir Telefon, Bir Ölüm
21 Şubat 1995 Salı. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Sarı duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Eskişehir'de, bir üniversitenin kimya fakültesindeki araştırma laboratuvarıydı. Pencerelerin dışında Porsuk'un üstüne ayaz çökmüş, kampüsün kavakları kırağıyla beyazlamıştı. Cam tüpler, damıtma düzenekleri ve etiketli şişeler loş ışıkta soğuk bir parıltı saçıyordu.
Osman Soylu, 56 yaşında, bir bölüm başkanıydı. O akşam herkes bir proje teslimi öncesindeki son gece için fakültede toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; sinekkaydı tıraş olmuştu. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Tipi, dünyayı beyaz bir uğultunun içine hapsetmişti. Komiser Sarı, ilk bakışta olayın içeri giren bir hırsızın işi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.