Kötü Haber
4 Mart 1953 Çarşamba gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 23.05 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Başçavuş Soylu, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Sinop'ta, İnceburun'un kayalıklarında yalnız bir deniz feneriydi. Lamba odasındaki mercekler, gaz yağı ve pirinç cilası kokan bir kilise gibi parlıyordu. Karadeniz'in dalgaları kayalara çarpıp köpük köpük geri çekiliyordu.
Suat Erbil, 59 yaşında, bir liman reisiydi. O akşam herkes fenerin elektriğe geçirilmesi öncesi son nöbet için fenerde toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Hiçbir borcu, hiçbir kırgınlığı unutmayan biriydi.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Başçavuş Soylu, ilk bakışta olayın bir soba zehirlenmesi kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.