İnceburun'dan Gelen Çağrı
18 Aralık 1976 Cumartesi. Saat 23.05 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Başçavuş Arslan idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Fenerde bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Sinop'ta, İnceburun'un kayalıklarında yalnız bir deniz feneriydi. Fenerin ışığı karanlık denizin üstünde dönüyor, her turda kayalıkları bir anlığına beyaza boyuyordu. Karadeniz'in dalgaları kayalara çarpıp köpük köpük geri çekiliyordu.
Mehmet Demirci, 65 yaşında, bir fener bekçisiydi. O akşam herkes fenerin elektriğe geçirilmesi öncesi son nöbet için fenerde toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; saçları şakaklarından dökülmeye başlamıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Kar, sessiz ve inatçı bir biçimde yağıyordu. Başçavuş Arslan, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.