Çukurova'dan Gelen Çağrı
11 Kasım 1986 Salı. Saat 22.45 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Başçavuş Aksoy idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Çiftlik evinde bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Adana'da, pamuk tarlalarının ortasında büyük bir çiftlik eviydi. Pamuk tarlaları ay ışığında karla kaplı bir ova gibi bembeyaz uzanıyordu. Avluda traktörlerin motoru soğurken tıkırdıyor, uzaktan kurbağaların korosu yükseliyordu.
Belkıs Ergün, 47 yaşında, bir çırçır fabrikası sahibiydi. O akşam herkes çiftliğin bölüşülmesi için yapılan aile toplantısı için çiftlik evinde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; saçlarını sıkı bir topuz yapmıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Başçavuş Aksoy, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.