Çukurova'dan Gelen Çağrı
26 Ekim 1964 Pazartesi gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.50 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Başçavuş Yılmaz, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Adana'da, pamuk tarlalarının ortasında büyük bir çiftlik eviydi. Avluda traktörlerin motoru soğurken tıkırdıyor, uzaktan kurbağaların korosu yükseliyordu. Gece bile sıcak, nemli ve ağırdı; sivrisinekler lambaların çevresinde vızıldıyordu.
Mustafa Çakır, 67 yaşında, bir pamuk tüccarıydı. O akşam herkes ailenin en küçük torununun sünnet düğünü için çiftlik evinde toplanmıştı. Geniş omuzlu, iri yarı biriydi; saçları dağınık ve uzunca kalmıştı. Cömert ama hesapçı biri olarak tanınırdı.
Gökyüzü yarılmış gibiydi; yağmur sokakları ırmağa çeviriyordu. Başçavuş Yılmaz, ilk bakışta olayın bir intihar gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.