Bir Telefon, Bir Ölüm
15 Aralık 1984 Cumartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Bulut duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Çukurcuma'da, dar bir yokuştaki üç katlı bir antikacı dükkânıydı. Tavandan sarkan kristal avize, kapı her açıldığında tiz ve ürkek bir şıngırtı çıkarıyordu. Vitrinin önünde tekir bir kedi kıvrılmış, yokuştan geçen her adım sesine kulak kabartıyordu.
Filiz Kaya, 73 yaşında, bir antikacıydı. O akşam herkes bir koleksiyoncunun özel ziyareti için dükkânda toplanmıştı. Toplu, güler yüzlü biriydi; saçlarını bir eşarpla toplamıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Lapa lapa yağan kar, ayak seslerini bile yutuyordu. Komiser Bulut, ilk bakışta olayın içeri giren bir hırsızın işi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.