Ulus'tan Gelen Çağrı
20 Mart 1949 Pazar. Saat 22.50 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Varol idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Radyo binasında bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Ankara'da, Ankara Radyosu'nun stüdyolarının bulunduğu eski binaydı. Dışarıda Ankara'nın kuru ayazı, binanın önündeki ıhlamurların dallarını kırarcasına sallıyordu. Ses geçirmez kapıların ardından ud ve kanun sesleri boğuk boğuk duyuluyordu.
Osman Kozan, 54 yaşında, bir yayın müdürüydü. O akşam herkes radyonun yıl dönümü konseri için radyo binasında toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; kısa kesilmiş bir sakalı vardı. Sevilmekten çok sayılmayı önemserdi.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Varol, ilk bakışta olayın bir sara nöbeti gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.