Amasra'dan Gelen Çağrı
24 Eylül 1996 Salı. Saat 23.15 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Öztürk idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Pansiyonda bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Bartın'da, Amasra'nın kale surlarına yaslanmış eski bir pansiyondu. Pansiyonun ahşap merdivenleri tuzlu nemden kabarmış, her basamakta ayrı bir inilti çıkarıyordu. Kıyıdan ızgara balık ve rakı kokusu geliyor, dalgalar kayaları usulca okşuyordu.
Celal Erdem, 63 yaşında, bir ressamdı. O akşam herkes pansiyon sahibesinin doğum günü için pansiyonda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; sinekkaydı tıraş olmuştu. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
İnce, soğuk bir yağmur her şeyi gri bir tülle örtmüştü. Komiser Öztürk, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.