Çukurcuma'dan Gelen Çağrı
7 Nisan 1994 Perşembe gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 23.45 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Evren, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Çukurcuma'da, dar bir yokuştaki üç katlı bir antikacı dükkânıydı. Tavandan sarkan kristal avize, kapı her açıldığında tiz ve ürkek bir şıngırtı çıkarıyordu. Raflarda borazanlı gramofonlar, sırları dökülmüş aynalar ve kimsenin hatırlamadığı ailelerin fotoğrafları duruyordu.
Hüseyin Tunalı, 66 yaşında, bir antikacıydı. O akşam herkes büyük bir müzayede öncesi değerleme gecesi için dükkânda toplanmıştı. Çelimsiz ama dikkat çekici biriydi; kırlaşmış saçlarını özenle geriye taramıştı. Hiçbir borcu, hiçbir kırgınlığı unutmayan biriydi.
Ay, bulutsuz gökyüzünde soluk bir para gibi asılı duruyordu. Komiser Evren, ilk bakışta olayın ani bir mide kanaması ya da kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.