Bir Telefon, Bir Ölüm
3 Ağustos 1987 Pazartesi. Dedektif, floresan ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Keskin duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri İstanbul'da, Cağaloğlu yokuşundaki köklü bir gazetenin binasıydı. Mürekkep, kurşun ve taze kâğıt kokusu merdiven boşluğuna kadar yayılmıştı. Haber merkezinde daktilolar susmuş, yalnızca teleks makinesi ara ara tıkırdıyordu.
Münevver Işık, 53 yaşında, bir köşe yazarıydı. O akşam herkes büyük bir haberin yayına hazırlandığı gece için gazete binasında toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; dalgalı kumral saçlarını omuzlarına bırakmıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Sert bir rüzgâr, gecenin bütün seslerini alıp götürüyordu. Komiser Keskin, ilk bakışta olayın bir havagazı kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.