Bir Telefon, Bir Ölüm
5 Mart 1984 Pazartesi. Saat 22.55 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Sevinç idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Gazete binasında bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri İstanbul'da, Cağaloğlu yokuşundaki köklü bir gazetenin binasıydı. Haber merkezinde daktilolar susmuş, yalnızca teleks makinesi ara ara tıkırdıyordu. Pencerelerden Cağaloğlu yokuşunun ıslak taşları ve sabah baskısını bekleyen dağıtım kamyonları görünüyordu.
Nesrin Hatipoğlu, 73 yaşında, bir gazete sahibiydi. O akşam herkes sabah baskısının son hazırlıkları için gazete binasında toplanmıştı. Orta boylu, dimdik duran biriydi; simsiyah saçlarını tek bir örgüyle arkaya atmıştı. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Sevinç, ilk bakışta olayın bir havagazı kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.