Bir Telefon, Bir Ölüm
5 Ekim 1937 Salı. Saat 22.55 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Hatipoğlu idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Köşkte bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Büyükada'da, çam ağaçları arasında beyaz ahşap bir köşktü. Salondaki piyanonun kapağı açık kalmış, nota sehpasında yarım bırakılmış bir vals duruyordu. Çam ağaçlarının reçine kokusu, denizden gelen tuzlu rüzgârla birlikte açık pencerelerden içeri doluyordu.
Selahattin Taş, 53 yaşında, eski bir milletvekiliydi. O akşam herkes köşkün satışı için düzenlenen veda akşamı için köşkte toplanmıştı. Geniş omuzlu, iri yarı biriydi; sinekkaydı tıraş olmuştu. Hiçbir borcu, hiçbir kırgınlığı unutmayan biriydi.
Gece sakindi; fazla sakindi. Komiser Hatipoğlu, ilk bakışta olayın bir boğulma kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.