Bozcaada'dan Gelen Çağrı
20 Temmuz 1997 Pazar gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.25 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Sarı, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Bozcaada'da, bağların ortasında taş bir bağ evi ve şaraphaneydi. Mahzenden ekşimsi bir üzüm ve meşe fıçı kokusu yükseliyordu. Poyraz bağların arasından uğuldayarak geçiyor, tepelerdeki rüzgâr gülleri karanlıkta ağır ağır dönüyordu.
Derya Önal, 48 yaşında, bir emekli diplomattı. O akşam herkes yeni rekoltenin tadım gecesi için bağ evinde toplanmıştı. Kısa boylu, tıknaz biriydi; simsiyah saçlarını tek bir örgüyle arkaya atmıştı. Güler yüzünün altında demirden bir irade taşırdı.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Sarı, ilk bakışta olayın bir boğulma kazası gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.