Kötü Haber
19 Mayıs 1969 Pazartesi. Dedektif, sarı ampul ışığında son çayını içerken kapı çalındı. Eşikte Komiser Karaca duruyordu; paltosunun omuzları ıslaktı, yüzü yorgundu. “Bir cinayet olabilir,” dedi kısaca. “Ya da bir kaza. Karar vermek için sizin gözlerinize ihtiyacım var.”
Olay yeri Beyoğlu'nda, kadife perdeli ve kırmızı ışıklı bir pavyondu. Kırmızı abajurların altında sigara dumanı ağır bir perde gibi asılı duruyordu. Orkestra bir tango çalıyor, kemanın sesi yarım kalmış bir aşkın sitemi gibi salonun içinde dolaşıyordu.
Dilara Karadağ, 46 yaşında, bir gece kulübü işletmecisiydi. O akşam herkes pavyonun onuncu yıl gecesi için pavyonda toplanmıştı. Uzun boylu ve ince yapılıydı; saçları kısa, erkeksi bir kesimdeydi. Herkesin sırlarını bilen ama kendi sırlarını kimseye açmayan biriydi.
Sis o kadar yoğundu ki üç adım ötesi görünmüyordu. Komiser Karaca, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve spiralli not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.