Beyoğlu'ndan Gelen Çağrı
25 Ağustos 1956 Cumartesi. Saat 23.50 olmuştu ki Dedektif'in telefonu çaldı. Arayan Komiser Sarıoğlu idi; sesi her zamankinden kısık, kelimeleri her zamankinden dikkatliydi. “Pavyonda bir ölü var,” dedi. “Herkes başka bir şey söylüyor. Gelmenizi istiyorum.”
Olay yeri Beyoğlu'nda, kadife perdeli ve kırmızı ışıklı bir pavyondu. Kırmızı abajurların altında sigara dumanı ağır bir perde gibi asılı duruyordu. Orkestra bir tango çalıyor, kemanın sesi yarım kalmış bir aşkın sitemi gibi salonun içinde dolaşıyordu.
Hülya Baysal, 70 yaşında, ünlü bir şarkıcıydı. O akşam herkes yeni şarkıcının ilk gecesi için pavyonda toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; simsiyah saçlarını tek bir örgüyle arkaya atmıştı. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Gece açık ve soğuktu; yıldızlar çok uzaktaydı. Komiser Sarıoğlu, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.