Kötü Haber
13 Ekim 1957 Pazar gecesi Dedektif uyumamıştı. Saat 22.10 sularında telefon çaldığında, ahizeyi kaldırmadan önce kimin aradığını biliyor gibiydi. Komiser Keskin, kısa ve net konuştu: bir ölü, bir sürü tanık ve hiç kimsenin görmediği bir şey.
Olay yeri Ankara'da, Ulus'taki eski bir bakanlık binasının arşiviydi. Dışarıda Ulus Meydanı'nın ayazı, yüksek pencerelerin camlarını buz çiçekleriyle kaplamıştı. Metal rafların arasında yanan tek bir ampul, sonsuz gibi görünen klasörlerin üstüne bitkin bir ışık düşürüyordu.
Celal Demir, 68 yaşında, bir bakanlık müsteşarıydı. O akşam herkes müdürün emeklilik vedası için arşivde toplanmıştı. Zayıf, kemikli yüzlü biriydi; simsiyah saçları briyantinle parlıyordu. Kimseye kolay kolay güvenmeyen, sert mizaçlı biriydi.
Yağmur, saatlerdir aynı inatla yağıyordu. Komiser Keskin, ilk bakışta olayın ani bir kalp krizi gibi göründüğünü söylemişti. Ama sesindeki tereddüt başka bir şey anlatıyordu. Dedektif paltosunu ve deri kaplı not defterini aldı, kapıyı arkasından çekti.